16 Aralık 2014 Salı
Öldürmeyen güçlendirir hükmündeki ölmek kavramı, sadece yaşamın değil, yaşamsal olan her şeyin yitmesi anlamında ele alındığında ancak doğru bir önermedir. Aksi durumda dalında kurumuş bir yaprak olabilirsiniz en fazla, yani sadece hayatta kalmış olursunuz, tıpkı dalında kuruyan bir yaprak gibi, ilk gelen rüzgârla tozlarına ayrışıp ufalanarak tükenmeyi bekler gibi; bir tükenmeyi bekleyen olursunuz hayatta kalarak, sadece bu kadar. Çünkü bilin ki yaşamak ve hayatta kalmak çoğu zaman pek zıt anlamlar ifade eder. Siz yaşayanlardan olun hanımefendi, her bir anınızı hınca hınç, hakkını vererek yaşayabilenlerden olun. Arkanızda hiçbir "keşke" ve "iyi ki" bırakmadan. Zıt mı göründü, aslında aynı şeylerdir. (Burada küçük bir gülümseme atılır.) Onu da bilahare Taocu bir yaklaşımla anlatırım. Sufiane bir yaklaşım da deneyebiliriz. Hatta kuantumu bile kullanabiliriz efendim. (Burada dişleri göstere göstere bir kahkaha.) Ama bence Nietzsche hiçbirini anlayamamıştı, o yüzden dalında kurumuş bir yaprak güçlü bir rüzgârla nasıl savrulursa etrafta olanın çehresine, asil çürümüşlüğüyle de öyle tesiri altına aldı bu devrin insanlarını. (Burada sigara dudaklara götürülür ama çakmak ancak üçüncü denemede ateşlenir ve bir Fikirtepe arabeskliğinin samimiyetiyle sitem edilir.) Öldürmeyen acı güçlendirmez, süründürür hanımefendi. (Sonrası erotik bakışmalar ve biraz daha fazlası, azıcık yani.)
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder