Üç kişi tuttu elimden. Şeyhim, annem ve sen.
Şeyhimin elini bıraktığımda her şeyle baş edebilirim sanmıştım. Öyle olmadı. Kendimi birçok şey sanıyordum fakat hiçbir şey olamadığımı çok kısa zamanda fark edecektim. Kötüsü, tek bir şey olmam bile yıllar alacaktı. Geri döneyim istedim, olmadı. Bazı yolların bir kez ayrıldığında, asla yeniden birbirine kavuşamayacağını orada öğrenmiştim.
Annem elimi bıraktığında hiçbir şeyle baş edemem sanmıştım. Öyle olmadı. Kendimi değersiz, çaresiz ve umutsuz görüyordum. O denli güçsüz olduğuma kanaat getirmiştim ki dedemin öldüğü günün ardından yıllar sonra ilk kez o gün ağlamıştım. Anlıyordum ki gözyaşının bir hafızası vardı ve ilk kez hakiki anlamda nerede taştıysa gözlerinizden, o zamanın ruhunu katıyordu içinize. Aynı anda hem hayalleriyle oynayan bir çocuk, hem de hayatla boğuşan bir adamdım o gün. Değerliydim, cesurdum ve umutluydum. Sonrası fevkalade güzeldi. Bazı yolların bir kez ayrıldığında, çok kısa bir zaman sonra yeniden birbirine kavuşabileceğini orada öğrenmiştim.
Seninle ellerimiz ayrıldığında, buna dünyanın sonu demiş, anbean bireysel bir kıyamete doğru yol aldığımı sanmıştım. Öyle olmadı. Her şey kötüydü önceleri, hiç olmadığı kadar kötüydü. Sana, kendime, yaratıcıya, hemen herkese isyan ediyordum. Ne beklerdin ki, en doğru, en yanlış, genel anlamda en müthiş zamanlarımı geçirdiğim kişi hayatımdan hiç var olmamış bir hayalet gibi çıkıp gitmişti. Tek başıma uyuyor, tek başıma uyanıyordum. Yalnızdım ve seninle geçirdiğim birkaç ömre bedel iki yılda, belki de bir daha bir başıma kalamayacak şekilde, seninle bütünlemiştim hayatı. Yalnızdım ve yalnızlığı tamamen unutmuş, bir daha da hatırlamak istemiyordum. Üstelik bunu engellemek için oluşturduğum her devinim bana yalnızlığımı bir o denli sert bir şekilde hatırlatıyordu ki içine kapaklandığım ümitsiz yoksunlukla nasıl baş edeceğimi hiç bilemiyordum. Her seferinda daha beter şeyler oluyordu, özellikle de en sonuncusu. Bütün kapıları tamamen kapamış, gururumu hiç olmadığı kadar ayaklar altına alarak senden nefret etmemi sağlamıştın. Ömür boyu süreceğini, ömür boyu seni öfkeyle, kinle hatırlayacağımı düşünüyordum. Birkaç dakika sürdü. Kendimden nasıl nefret edemiyorsam, senden de edemezdim. Çünkü görüyordum, seni hayatımla değil, kendimle bütünlemiştim. Kendime karşı nasılsam, sana karşı öyleydim. Kendine karşı nasılsan, bana karşı öyleydin. Kendimize ve birbirimize karşı ölümcül derecede kötüydük. Acıtmış, yaralamış ve neredeyse öldürmüştük birbirimizi. Ey gördüğüm en güzel yolcu, güneşim ve ayım, her ikimizi korumak için de yapılacak en doğru şeyi yapmıştın sen ve bunu görüyordum, nihayet görüyordum. Bütün kapıları öylesine müthiş bir şekilde kapamıştın ki, açılması gereken en doğru kapı aralanmaya başlamıştı. Bir başımaydım artık, bir başımayken de ayaktaydım ve bir başımalığımdan doğan o özgül ağırlığı, kutsal iradeyi yeniden hatırlayabiliyordum. Seni bana getiren buydu, seninle büyüyen, büyüten buydu. Nasıl ve neden kaybolduğu önemli değildi, yeniden doğmaya başladığını bilmek, kendi içimi bütünüyle kapladıktan sonra her şeyin mükemmel şekilde yeniden dizayn edilebileceğini bilmek harikaydı. Kusursuz bir dönüşüm başlamıştı. Bir yılan gibi deri çıkardığımı söyleyebilirdim, ama hayır çok daha fazlası, arınıyor, yenileniyor ve açığa çıkarıyordum. Arınmanı, yenilenmeni ve açığa çıkmanı bekliyordum. Değerliydim ve değerli oluşum bu kez sadece kendimi sevmemden geliyordu, cesurdum ve cesur oluşum rüzgâr karşısında savrulan o yaprağın kemâli bulmuş iradesini içselleştirebilmemden geliyordu, umutluydum, çünkü gönlünün kapılarını sonuna dek açtığında gelen o huzurlu teslimiyet, umuttan gayrı bir hissi barındırmıyordu içinde. Bazı yolların asla ayrılmayacağını anlamıştım, yol yolcunun hafızasıysa ve yol yolcuyu kendine kattıysa, en fazla yolcular arasındaki mesafe biraz artmıştır ve bunun da hikmetli bir sebebi vardır. Mutlu ki görebiliyordum artık.
Seni seviyorum bekleyen ve beklenen güzel yolcu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder